Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Ahlâk Felsefesini Temel Kavramları ve Soruları

Ahlâk felsefesi ahlâksal eylemleri araştırırken, bunu kendine özgü kavramlarla yapar. Ahlâk felsefesinin temel kavramları Şunlardır:
 

İyi: Ahlâk açısından doğru olan, olumlu özellik taşıyandır. Özgür iradeyle yapılan eylemlerdir.

Kötü: Ahlâksal olarak yapılmaması gerekli eylemlerdir.

Vicdan: İyi ile kötüyü ayıran bilinç.

İrade:Doğal eğilimlere karşı özgürce karar verme yetisidir.

Ahlâksal özgürlük: İnsanın kendi iradesiyle eylemde bulunabilmesidir.

Erdem: İnsanın ahlâksal iyiye yönelmesidir.

Sorumluluk: İrade ile gerçekleştirilen ahlâksal eylemlerin sonunda doğabilecek sonuçları üstlenmektir.

Ahlâk Yasası: Ahlâksal eylemleri belirleyen, herkes için geçerli olması gerekli kurallardır.

Filozoflar ahlâk problemine yaklaşım kurarlarken, genelleşmiş soruları tartışmak durumunda kalmışlardır.

İlkçağdan itibaren yanıtlanmak istenen temel sorular şunlar olmuştur:

Ahlâksal eylemin bir amacı var mıdır?

İnsan ahlâksal eylemde bulunurken gerçekten özgür müdür?

Kişi vicdanı karşısında evrensel bir ahlâk yasası var mıdır?

Bu temel sorulara yanıtlar aranırken birbirinden farklı görüşler de ortaya çıkmıştır.

“ Ahlâksal eylemin amacı nedir ?” Sorusuna Yapılan Yaklaşımlar:

İlkçağdan başlayıp yeniçağa kadar filozoflar bu soruya genel olarak mutluluk biçiminde karşılamışlardır. Mutluluk anlayışı felsefede eudaimonizm adını alır.

Bu görüşte olan düşünürlerin hepsinin ortak bir hareket noktası vardır; bu da insanın, mutlu yaşamak isteme düşüncesidir. Mutluluğun ölçütünün ne olduğu bakımından düşünürler birbirlerine göre farklı görüşler geliştirmişlerdir . kimilerine göre bu ölçüt bireysel (öznel), kimilerine göre de toplumsal (nesnel) anlayışla değerlendirilmiştir.

Mutluluk anlayışını bireysel olarak değerlendiren görüş haz ahlâkı (hedonizm) adıyla anılır. Bu görüşün temsilcileri ilkçağda Aristippos ve Epikuros ’dur.

Bu düşünürlere göre yaşamın amacı mutluluktur, hazdır. Haz en yüksek iyidir. Bilge kişi, kendini hazza kaptırmadan hazza sahip olan kişidir.

Mutluluk anlayışını toplumsal-nesnel anlayışla değerlendiren düşünürler ilkçağda Sokrates, Platon ve Aristoteles olmuştur.

Sokrates’e göre mutluluğun ölçütü bilgeliğe dayalı erdemliliktir. İnsan ancak bilgi ile mutluluğa ve iyiye ulaşabilir.

Platon mutluluğu bilgide ve bilgelikte bulur. Ona göre iyi ideası güzelin ve hakikatin prensibidir.

Aristoteles için de mutluluk akla uygunluktur. Bunun için bilgelik, doğru görüş ve ölçülü davranmak en yüksek erdemlerdir.

Bu anlayış bir yandan ortaçağ İslâm felsefesine etki yaptığı gibi, diğer yandan da daha sonraki çağları da derinden etkilemiştir.

Ortaçağ İslâm felsefesinde Fârâbî’ye göre en yüksek iyi ya da erdem bilgidir. Bilgi aklın ürünü olduğuna göre, iyi ile kötü arasındaki ölçüt de yine akıl olacaktır. Ahlâksal mutluluk da insanın Tanrı’ya yönelmesi demek olmaktadır.

Batı felsefesinde böyle akılcı bir mutluluk anlayışını Spinoza’da buluruz. Ona göre en yüksek iyi Tanrı ve yarattığı doğadır . Tanrı ve doğa aynıdır. Biz bireysel şeyleri tanımakla Tanrı’ya o ölçüde yaklaşır ve mutlu oluruz.

Yeniçağda mutluluk anlayışı faydacılık (Utilitarizm) olarak değerlendirilmiştir. Bu görüşün temsilcileri J. Bentham ve J.Stuart Mill ‘dir. Faydacılık ahlâkına göre, topluma ve herkese mutluluk getiren her şey iyidir, faydalıdır.

Kritik felsefenin temsilcisi İmmanuel Kant ahlâkın amacını ödev olarak değerlendirmiştir. Kant’a göre, dünyada ahlâk bakımından tek mutlak değer vardır , o da ödevdir. Kant, ahlâksal davranışın amacının mutluluğa yönelik olmasını kabul etmez. Çünkü, mutluluk göreli bir kavramdır. Oysa ödev iyiyi istemedir. Ödev anlayışında aklın sesi vardır. Bir davranışın iyi olabilmesi için, hiçbir koşul olmaksızın ödevden doğması gereklidir. Kant’a göre, bütün insanlar için geçerli olan bir genel ahlâk yasası vardır. Bu yasayı Kant şöyle belirtir; Öyle hareket et ki, senin hareketlerin, aynı zamanda başka insanların hareketleri için de bir genel ilke ve yasa olsun.

“ İnsan ahlâksal davranışta bulunurken özgür müdür? Sorusuna Yapılan Yaklaşımlar ( irade özgürlüğü):

Ahlâk felsefesinin ikinci problemi özgürlük tür. Özgürlük, yapma ve seçme hakkına sahip olmadır. Ahlâk felsefesinde özgürlük, irade özgürlüğüdür. İnsanın bir davranışı iradesine göre yapıp yapmamasıdır. Örneğin, yardıma muhtaç bir insana ((varsayalım ki denizde boğulmak üzere olan bir insana ) yardım etmek ya da etmemek kararı bir özgürlüktür. Ancak, ahlâk yasaları ve vicdan gereği yardım etmek bir sorumluluktur. Şimdi, ahlâk yasalarına, yani buyruklara uyarak yardım etmede bir itaat vardır. İtaat ise özgürlüğü ortadan kaldırır. Özgürlük olmazsa ahlâkın kendisi de olmaz. Burada bir çelişik durum oluşmaktadır. Çelişki, ahlâksal davranışlarda özgürlük var mıdır, yok mudur? üzerine oluşmaktadır.

İnsan bir ahlâksal eylemde bulunurken, bunu özgür olarak mı, yoksa başka etkenlerin etkisiyle mi yapar? Bu konuda iki karşıt anlayış vardır; özgürlüğü kabul edenler ve özgürlüğü kabul etmeyenler. Bu karşıt görüşleri savunanlar, görüşlerini bir takım kanıtlarla temellendirmeye çalışmışlardır.

Bu temellendirmeler şu yollarla yapılmıştır.

Psikolojik Kanıt: Ahlâki eylemlerde özgürlüğün varlığını öne sürenlere göre, insanlar bir takım kararlar alırken, bunu özgür iradeleriyle gerçekleştirdiklerini içlerinde duyarlar. Örneğin, bir kişiye sevgi, dostluk duymak insanın içinden gelen bir duygunun yönlendirdiği bir davranıştır.

Ahlâksal eylemlerde özgürlüğün olmadığını belirtenler ise, bu durumun bir sanıdan ibaret olduğunu belirtirler. Çünkü, davranışlarımızın oluşmasında belli etkenler ( koşullanmalar, güdülenmeler, bilinçaltı dürtüler gibi) bulunmakta ve duygularımızı etkilemektedir.

b) Sosyolojik Kanıt: Özgürlüğü savunanlar, toplum hayatında düzen için yasalar ve sözleşmelerin olduğunu, bireylerin sorumluluk duygusu ile bu kurallara uyarak düzenli bir toplum oluşturmalarını özgür iradeye bağlamaktadırlar. Eğer seçim ve kararlarında insan özgür olmasaydı, sosyal ilişkilerin meydana gelmesi olanaksız olurdu.

Buna karşı çıkanlar ise, toplumsal kuralların itaati gerektirdiğini, itaatin olduğu yerde ise saf bir özgürlüğün olamayacağını öne sürmüşlerdir.

c) Ahlâksal Kanıt: Ahlâk insanlardan iyi davranışlar bekler, kötüden uzak durmayı ister. Bu durum insanı sorumlu kılar. Sorumlu tutma, ancak insanı özgür kabul ederek oluşur. Özgür karar veren insan sorumluluk duygusu taşıyabilir.

Buna karşı çıkanlar ise bu görüşü kabul etmezler. Çünkü, ahlâksal buyrukları insan hazır bulur. Emir ve buyruklar ise özgürlüğü kısıtlar. Kişi iyi ile kötü arasında seçim yaparken, o güne kadar ailesi ve toplum tarafından kendisine benimsetilen Ahlâksal değer yargılarının etkisiyle davranır.

d) Hukuksal Kanıt: Hukuk, toplum hayatını düzenleyici kurallar bütünüdür. Bir insana hukuksal bir ceza verilirken, onun sorumluluk taşıdığı anlayışından hareket edilir. Sorumluluk özgür olmayı da gerektirir. Suç işleme kararını insan kendisi verir. Eğer suç işlemeyerek toplum düzenine uyuyorsa, bu kararı özgür aklı ve sorumluluk duygusu ile verir.

Hukuku bir yaptırım gücü sayarak özgürlüğün olamayacağını savunanlar ise, sorumluluğun insan özgürlüğüne dayanıyor gibi görünüyor olsa da sorumluluğun aynı zamanda insanın toplum içindeki eylem ve davranışlarını belirleyen bir bilinç olduğunu savunmuşlardır.

“ Kişi vicdanı karşısında evrensel bir ahlâk yasası var mıdır?” Sorusuna Yapılan Yaklaşımlar:

Ahlâksal eylem, her şeyden önce kişinin iradesi ve vicdanı ile ilgilidir. Bu nedenle öznel ve bireyseldir. Ama, şöyle bir soru da sorabiliriz: Acaba, kişi vicdanına ve iradesine dayanan ahlâk olaylarını belirleyen bireylerin üstünde evrensel bir ahlâk yasası yok mudur? Böyle bir soruya bazı düşünürler böyle bir ahlâk yasasının olamayacağını söylerken, bazı düşünürler de böyle bir ahlâk yasasının olduğunu savunmuşlardır.
 

Ahlak Felsefesi Sayfasına Dön            Ana Sayfa